Devir, ölen kişinin sağlığında iken kılamadığı namaz borçlarını ölünün üzerinden düşürebilmek için, cenâze yakın-larından para talep edilmesidir. O da şu şekildedir:
Ölen kişinin her bir vakit namaz borcu için oruçta olduğu gibi bir fitre miktarı belirleyerek o parayı talep etmektir. Meselâ: Bir insanın bir fitre miktarı 10 lira olursa günde beş vakit namz elli liraya denk gelir buda yılda 18.250 lira olur. Ortalama elli yıl namaz borcu olan bir adamın vermesi gereken devir miktarı 912.500 lira eder. Altına çevirecek olursak yaklaşık 10 kg altına denk gelmektedir. Bunu da hiç kimsenin vermesine imkan yoktur. Bu parayı tedarik edebilmek için cenâze sahiplerinden alabildikleri kadar para alınıyor. Bu para ölenin namaz borcu toplamını karşılamayacağı için kendi aralarında toplanarak ölen kişinin ismini söyleyip o kişinin adına bu parayı sana veriyorum, der. Sonra verdiği kişide aldım kabul ettim diyerek başka birine verir. Ölen kişinin namaz borcu olan miktar tamamla-nıncaya kadar böyle devam eder. Onun için bunun adına devir, demişler.
Böyle bir uygulama, Allah’u Teâlâ’ya karşı terk-i edep ve saygısızlık olup, haşa! Allah’u Teâlâ’yı aldatmaya çalışmaktır. Bu da dinimize katılmaya çalışılan büyük bid’at ve hurafedir. Çünkü bu devir işi; Farz değil, vacip değil, sünnet değil, Ashablar zamanında yapılmamış, Tabiinler ve mezhep imamları zamanında da yapılmamış olup daha sonradan oruca kıyas edilerek ortaya atılan bir bid’at olan bir iddiadır. Asla dimizde böyle bir uygulamanın yeri yoktur.″
Bu Konuda Diyanet İşleri Başkanlığının Görüşü şöyledir:
Bu hususta Diyanet işleri başkanlığının bu konu ile ilgili bir tamim neşredilmiştir. Eski adı ile ″Müşavere″ yeni adı ile ″Yüksek din kurulu″ olan bu ilmî müessesenin kararını aşağıya alıyoruz:
Diyanet İşleri Başkanlığı
Müşavere kurulu: 22
Tarih : 15. 1. 1965
Yüksek başkanlıkça 6. 1. 1965 tarih ve 519-1306 sayılarla kurulumuza havale buyurulan Devir ve İskat hakkındaki Dutluca Nahiyesinden Mahmut Tuncer ve Kırıkkale’den Mühimmat fabrikası puvantörü Rıza Civgöz’ün 29.12.1964 günü dilekçeleri incelendi :
Kur’an-ı Kerîm’de özür dolayısı ile tutulamayan oruçlar için (fidye) verilmesi emrolunmuş ise de kılınamayan namazlar için böyle bir emir gelmemiş; Peygamber Efendimiz efendimiz tarafından da bildiril-memiştir. Esasen namazın kaza edil-mesi orucun kaza edilmesinden daha kolay olduğu gibi bir insan vücutca ne kadar halsiz olsa îmâ ile de namazı câizdir. Özür sahibi ise her namazda abdest alabilir. Hulasa oruç ile namazı aynı şekilde mütalaa etmek mümkün değidir. Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem uzun yıllar namaz kılmayan için ″Namazı terk eden kimseden Allah’ın zimmeti kalkar. (Yani onu Allah korumaz Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem şefaatte bulunmaz) buyurdukları nazarı dikkate alınarak, bu ağır durumun para ile düzelmesi düşünülemez. Sonra zenginin namaz borcunu para ile ödediği kabul edilse, parası olmayan fakir ne yapacaktır.
Ancak bazı kazaya kalmış namazların müddeti hayatında kılınmamış ve son nefesinde bu borcunu müdrik olarak kefaret için malını vasiyet eden musalli bir insan hakkında, zayıf bir rivâyete dayanan bir söze göre İmam Muhammed’in bulduğu çare böyle mahdut namaz borçlarını, oruç borcuna ilhak etmek tarzında olmuştur. Bu husus diğer Hanefi İmamları ile başka mezheplerin hiç birisi tarafından kabul edilmemiştir. İmam Muhammed’in bu sözü kesin bir hüküm taşımaz. Esasen bu husus Cenab-ı Hakkın kabulünü ümit etmek yolunda olup; namaz borcundan tamamen ibrayı tazammun etmez. Böyle bir durumda vasiyet edilen para, mahdut namaz borcuna kifayet edebilir. Meselâ: 100 namaz borcu olsa, 250 lira kadar bir para verilir. Bunun aynen fakirlere tasadduk edilmesi kabildir. Fakat 20 sene namaz kılmamış bir insanın üzerinde 36.500 namaz borcu olduğundan bunu ödemek için 91.250 liraya ihtiyaç hasıl olur. Böyle külliyetli bir para kolayca verilemiyeceği için de devir yapmak zarureti meydana gelir. Vasiyet edilen para 2000 lira ise 45 defa yapılması icap eden devir, cidden gülünç bir hal arzeder. İlmi her şeyi muhit olan Cenab-ı Hakka karşı böyle bir tutumla namaz borcundan sıyrılma-ğa kalkışmak namazın hikmeti teşriiyesi ile asla bağdaşamaz.
Devrin asıl feci şekli, köylerde fakir insanların ölümünde vukua gelir. Cenâze evine gelen her köy imamının teklifi ile evde bulunan kap-kacak, çift, hayvan vesairenin satılarak devir yapıldığı bazı şikayetlerden anlaşılmaktadır. Bu yüzden ölenin çoluğu çocuğu büsbütün yoksullaştığında şüphe yoktur. Bundan faydalanan insanlar büyük bir vebal altına girerler. Allah’ın gazabına uğrarlar. Binaenaleyh, ıskat’ı-salat geleneği-nin, ancak mahdut namaz borçlarına kefaret olarak vasiyet edilen miktarın devirsiz tasadduk edilmesi, bundan gayrı yapıla gelen devrin ne Kur’an-a, ne sünnet’e, ne icmâ’i- ümmete, selef’i-salihinin tutumuna uygun olmadığının müftülüklere tebliği ve dilekçe sahibine de bu yolda kısa bilgi verilmesi muvafık olacağı mütalaasında bulunduğu-muzun Yüksek Başkanlığa arzına karar verildi.217
Dipnotlar
- Yukarıdaki yazı Mukadder Yolculuk Sayfa: 233-242’den alınmıştır.