Ehl-i sünnet vel-cemaat görüşüne göre; insanın kendi amelinin sevabını başkasına hibe etmesi câizdir. O amel namaz, oruç, hacc, sadaka, Kur’ân okuma, zikir ve gerekse başka iyiliklerden olsun, onu işleyip sevabını başkasına hibe edebilir. Bu sevap ölüye ulaşır. O kimse bununla faydalanır.233 Dört Ehl-i Sünnet mezhebinin görüşü budur.
Kendiside Şâfii imamı olan İmam Nevevi hazretleride ″Mühezzeb″’in şerhinde diyor ki: Kabir ziyaretçisine, okuyabildiği miktar Kur’an okumak ve peşinde ölülere duâ etmek müstehaptır. Şâfii bunu kesin olarak söylemiştir. Şâfii arkadaşlarımız bunda ittifak etmişlerdir.234
Yine Şâfii âlimlerinden olan İmam Gazali Hazretlerinin ″İhyâu Ulum’id-din″ adlı kitabında, Abdülhakk’ın ″el-Âkibe″sinde, Ahmed b. Hanbel’den nakledildiğine göre; o şöyle demiştir: ″Kabristana girdiğiniz zaman Fatiha, muvazateyn (Felak ve Nas) ve ihlâs sûrelerini okuyunuz, sevabını ölülere hediye ediniz. Çünkü okumanın sevabı onlara kavuşur.″
Hallâl, ″el-Camii″ kitabında Şabi’den rivâyet ettiğine göre: ″Ensardan birisi ölünce Ensar onun kabrine gidip ona Kur'an okurlardı″ diye söylemiştir.235
Bunu inkar edenler, fırka-i dâlle olan mutezile ve kendilerine selefiyiz diyen vahhabi görüşünde olanlardır. Bu sevabın ölüye ulaşması ve ölünün onunla faydalan-ması mümkün değildir, derler. Ehl-i Sünnet görüşü şu Âyet-i Kerîme ve Hadis-i Şeriflerle bunların bu sapık ve yanlış olan fikirlerini çürüt-müştür:
Sûre-i Haşr, Âyet 10:
Onlardan sonra gelenler de: ″Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden evvel îman eden kardeşlerimizi bağışla ve îman edenlere karşı kalbimizde bir kin bırakma. Ey Rabbimiz! Şüphesiz ki Sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin!″ derler.
Sûre-i Nûr, Âyet 62:
″… Bâzı işler için senden izin istedikleri vakit, sen onlardan dilediğine izin ver. Onlar için Allah’tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah’u Teâlâ çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.″
Sûre-i Muhammed, Âyet 19:
″Ey Resûlüm! Allah’tan başka ilah olmadığını bil ve hem kendi günahın, hem de Mü’min erkeklerin ve Mü’min kadınların günahı için bağışlanma dile. Allah’u Teâlâ, (dünyâda) dolaştığınız yeri de, (âhirette) duracağınız yeri de bilir.″
Sûre-i Mü’min, Âyet 7:
″Arş’ı taşıyanlar ve onun etrafında bulunan melekler, Rablerini hamd ile tesbih ederler, O’na îman ederler ve Mü’minler için bağışlanma dileyerek şöyle derler: ″Ey Rabbimiz! Senin Rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. Tevbe edip yoluna tâbi olanları bağışla ve onları Cehennem azâbından koru.″
Sûre-i Tur, Âyet 21:
″Îman edip arkalarından zürriyetleri de îman ederek kendilerine tâbi olanları, âhirette zürriyetlerine kavuştururuz (onları, Cennette babalarıyla beraber ederiz). Böyle yapmakla, onların (babalarının) amellerinin sevabından da hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazandığının karşılığında bir rehindir.″
Âyet-i Kerîme’de Allah’u Teâlâ’nın ″Onların (babalarının) amellerinin sevabın-dan da hiçbir şey eksiltmeyiz″ demesi aşağıdaki Hadis-i Şerif’te de salih evladın yaptığı ibâdetin sevabından vefat etmiş olan atalarına da verildiği ve yaptığı ibâdetin sevabından bir eksilme olmayacağı açıkça belirtilmektedir.
Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem şöye buyurmuştur:
إِذَا مَاتَ الْإِنْسَانُ انْقَطَعَ عَمَلُهُ إِلَّا مِنْ ثَلَاثَةٍ مِنْ صَدَقَةٍ جَارِيَةٍ وَعِلْمٍ يُنْتَفَعُ بِهِ وَوَلَدٍ صَالِحٍ يَدْعُو لَهُ (م د ت ن عن ابى هريرة)
″İnsan öldüğü zaman ameli kesilir. Ancak üç şeyden kesilmez: Sadaka-i câriye, yararlı ilim ve kendisine duâ eden sâlih bir evlat.″236
Ölülerin duâya ihtiyacı, dirilerin yeme, içme ihtiyacından daha fazladır. Çünkü duâ, ölü için faydalıdır. Bu sebeple Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem vefât etmiş olan Sahâbilerin kabrine gider ve onlar için Allah’tan bağışlanma dilerdi. Bu hususta Hz. Âişe Radiyallâhu anhâ şu Hadis-i Şerif’i nakleder:
كَانَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كُلَّمَا كَانَ لَيْلَتُهَا مِنْ رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَخْرُجُ مِنْ آخِرِ اللَّيْلِ إِلَى الْبَقِيعِ فَيَقُولُ السَّلَامُ عَلَيْكُمْ دَارَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ وَأَتَاكُمْ مَا تُوعَدُونَ غَدًا مُؤَجَّلُونَ وَإِنَّا إِنْ شَاءَ اللّٰهُ بِكُمْ لَاحِقُونَ اللّٰهُمَّ اغْفِرْ لِأَهْلِ بَقِيعِ الْغَرْقَدِ) م ن عَنْ عائِشَةَ(
Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem, gecenin sonunda Medine-i Münevvere’deki Bâki Kabristanı’na çıkar ve şöyle derdi: ″Esselâmu aleykum Ey Mü’minler yurdunun sakinleri! Yarın vâki olacak diye vaad olunan şey sizlere geldi. Sizler, ölüm ile yeniden dirilme arasında bekliyorsunuz. Biz de inşâallah size kavuşacağız. Ey Allah’ım! Bâki Kabristanlığı ahâlisini bağışla.″237
Hz. Âişe annemiz tarafından nakledilen Hadis-i Şerif’te, kabirleri ziyaret edip, onlara selâm ve duâ etmenin Allah tarafından emredildiği şöyle bildirilmektedir:
لَمَّا كَانَتْ لَيْلَتِى الَّتِى كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِيهَا عِنْدِي انْقَلَبَ فَوَضَعَ رِدَاءَهُ وَخَلَعَ نَعْلَيْهِ فَوَضَعَهُمَا عِنْدَ رِجْلَيْهِ وَبَسَطَ طَرَفَ إِزَارِهِ عَلَى فِرَاشِهِ فَاضْطَجَعَ فَلَمْ يَلْبَثْ إِلَّا رَيْثَمَا ظَنَّ أَنْ قَدْ رَقَدْتُ فَأَخَذَ رِدَاءَهُ رُوَيْدًا وَانْتَعَلَ رُوَيْدًا وَفَتَحَ الْبَابَ فَخَرَجَ ثُمَّ أَجَافَهُ رُوَيْدًا فَجَعَلْتُ دِرْعِي فِي رَأْسِي وَاخْتَمَرْتُ وَتَقَنَّعْتُ إِزَارِي ثُمَّ انْطَلَقْتُ عَلَى إِثْرِهِ حَتَّى جَاءَ الْبَقِيعَ فَقَامَ فَأَطَالَ الْقِيَامَ ثُمَّ رَفَعَ يَدَيْهِ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ ثُمَّ انْحَرَفَ فَانْحَرَفْتُ فَأَسْرَعَ فَأَسْرَعْتُ فَهَرْوَلَ فَهَرْوَلْتُ فَأَحْضَرَ فَأَحْضَرْتُ فَسَبَقْتُهُ فَدَخَلْتُ فَلَيْسَ إِلَّا أَنْ اضْطَجَعْتُ فَدَخَلَ فَقَالَ مَا لَكِ يَا عَائِشُ حَشْيَا رَابِيَةً قَالَتْ قُلْتُ لَا شَيْءَ قَالَ لَتُخْبِرِينِي أَوْ لَيُخْبِرَنِّي اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ بِأَبِى أَنْتَ وَأُمِّي فَأَخْبَرْتُهُ قَالَ فَأَنْتِ السَّوَادُ الَّذِي رَأَيْتُ أَمَامِى قُلْتُ نَعَمْ فَلَهَدَنِي فِي صَدْرِي لَهْدَةً أَوْجَعَتْنِي ثُمَّ قَالَ أَظَنَنْتِ أَنْ يَحِيفَ اللّٰهُ عَلَيْكِ وَرَسُولُهُ قَالَتْ مَهْمَا يَكْتُمِ النَّاسُ يَعْلَمْهُ اللّٰهُ نَعَمْ قَالَ فَإِنَّ جِبْرِيلَ أَتَانِي حِينَ رَأَيْتِ فَنَادَانِي فَأَخْفَاهُ مِنْكِ فَأَجَبْتُهُ فَأَخْفَيْتُهُ مِنْكِ وَلَمْ يَكُنْ يَدْخُلُ عَلَيْكِ وَقَدْ وَضَعْتِ ثِيَابَكِ وَظَنَنْتُ أَنْ قَدْ رَقَدْتِ فَكَرِهْتُ أَنْ أُوقِظَكِ وَخَشِيتُ أَنْ تَسْتَوْحِشِي فَقَالَ إِنَّ رَبَّكَ يَأْمُرُكَ أَنْ تَأْتِيَ أَهْلَ الْبَقِيعِ فَتَسْتَغْفِرَ لَهُمْ قَالَتْ قُلْتُ كَيْفَ أَقُولُ لَهُمْ يَا رَسُولَ اللّٰهِ قَالَ قُولِي السَّلَامُ عَلَى أَهْلِ الدِّيَارِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُسْلِمِينَ وَيَرْحَمُ اللّٰهُ الْمُسْتَقْدِمِينَ مِنَّا وَالْمُسْتَأْخِرِينَ وَإِنَّا إِنْ شَاءَ اللّٰهُ بِكُمْ لَلَاحِقُونَ) م حم عَنْ عائشة(
Hz. Âişe vâlidemiz anlatıyor: Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem, kalma sırası bende olduğu gece yanıma geldi ve ridâsını ve ayakkabılarını çıkarıp yanına bıraktı. İzarının bir ucunu yatağına açtı ve yanı üzere yattı. Fazla zaman geçmeden, o benim uyuduğumu sandı, yavaşça ridâsını aldı ve ayakkabılarını giydi. Kapıyı açtı ve sonra kapıyı yavaşça kapattı. Ben de başımı örttüm. Sonra izarım ile de kapandım ve onu tâkip etmeye başladım. Nihâyet Bâki mezarlığına geldi. Uzunca ayakta durdu. Sonra üç defa ellerini kaldırdı, sonra geri geri çekildi. Ben de geri geri çekildim. O hızlandı, ben de hızlandım. Sekerek yürüdü ben de sekerek yürüdüm. Koşmaya başladı, ben de koştum. Kendisinden önce içeri girdim. Daha henüz uzanmıştım ki, o da içeri girdi. ″Yâ Âişe! Neyin var? Heyecandan nefesin taşmış″ buyurdu. ″Yâ Resûlallah! Annem ve babam sana fedâ olsun″ dedim ve durumu anlattım. ″Önümde gördüğüm karartı sen miydin?″ dedi. Ben: ″Evet″ dedim. Beni göğsümden itti ve bu dürtüş beni sarstı. Sonra şöyle buyurdu: ″Allah’ın ve Resûlünün sana haksızlık edeceğini mi zannettin?″ Dedim ki: ″İnsanlar her neyi gizlese Allah onu bilir.″ Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″Evet″ diyerek buyurdu ki: Beni gördüğün vakit Cebrâil bana geldi ve şöyle nidâ etti. Sesini senden gizledi. Ben de ona verdiğim karşılığı senden gizledim. Sen buradayken yanına girmezdi. Çünkü elbiselerini çıkarmıştın. Ben senin uyuduğunu sanmıştım. Seni uyandırmak istemedim. Yalnızlıktan korkacağından da endişe ettim. Cebrâil bana dedi ki: ″Rabbin sana Bâki ehline gidip onlar için istiğfar etmeni emrediyor.″ Hz. Âişe annemiz diyor ki: ″Yâ Resûlallah! Onlar için ne söyleyeyim?″ diye sordum. Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″Selâm size Ey Mü’minlerin ve Müslümanların diyârında bulunanlar. Allah’u Teâlâ bizden önce gidenlere de, geriye kalanlara da rahmet buyursun. Bizler de inşâallah size kavuşacağız, de″ diye buyurdu.238
Ebû Hüreyre Radiyallâhu anhu’dan nakledilen bir Hadis-i Şerif’te, Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in cenâze namazında okuduğu duâlardan birisi şöyle geçmektedir:
اَللّٰهُمَّ اغْفِرْ لِحَيِّنَا وَمَيِّتِنَا وَشَاهِدِنَا وَغَائِبِنَا وَصَغِيرِنَا وَكَبِيرِنَا وَذَكَرِنَا وَاُنْثَانَا (د ت ن عن ابو هريرة)
″Allah’ım! Bizim dirilerimizi, ölülerimi-zi, burada bulunanları ve bulunmayanları, küçüklerimizi ve büyüklerimizi, erkekleri-mizi ve kadınlarımızı bağışla.″239
Yine bu konuda Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in nakledilen Hadis-i Şeriflerinden bâzıları da şöyledir:
أُمَّتِي أُمَّةٌ مَرْحُومَةٌ مُتَابٌ عَلَيْهَا تَدْخُلُ قُبُورَهَا بِذُنُوبِهَا وَتَخْرُجُ مِنْ قُبُورِهَا لَا ذُنُوبَ عَلَيْهَا تُمَحَّصُّ عَنْهَا ذُنُوبُهَا بِاسْتِغْفَارِ الْمُؤْمِنِينَ لَهَا (طس عن أنس بن مالك)
″Ümmetim, rahmete nâil olmuş bir ümmettir. Günahları ile kabre girerler. Mü’minlerin onlara yaptığı istiğfarla temizlenmiş olarak çıkarlar.″240
اقْرَءُوا يس عَلَى مَوْتَاكُمْ (حم د عن معقل بن يسار)
″Ölülerinizin üzerine Yâsîn Sûresi’ni okuyun.″241
"يس" قَلْبُ الْقُرْآنِ، لا يَقْرَؤُهَا رَجُلٌ يُرِيدُ اللَّهَ وَالدَّارَ الآخِرَةَ إِلا غَفَرَ اللَّهُ لَهُ، اقْرَؤُوهَا عَلَى مَوْتَاكُمْ. (طب عن ك عن معقل بن يسار)
″Yâsin, Kur’ân’ın kalbidir. Onu bir kimse okur ve Allah’tan âhiret saadeti dilerse, Allah onu mağfiret buyurur. Yâsin’i ölülerinizin üzerine okuyunuz.″242
مَنْ زَارَ قَبْرَ وَالِدَيْهِ أَوْ أَحَدِهِمَا يَوْمَ الْجُمُعَةِ فَقَرَأَ يس غُفِرَ لَهُ (طب طس عد عن ابو بكر)
″Kim babasının ve annesinin veya bunlardan birisinin kabrini Cuma günü ziyaret ederek orada Yâsin Sûresini okursa, Allah kabir sahibini bağışlar.″243
إِذَا مَاتَ أَحَدُكُمْ فَلَا تَحْبِسُوهُ وَأَسْرِعُوا بِهِ إِلَى قَبْرِهِ وَلْيُقْرَأْ عِنْدَ رَأْسِهِ بِفَاتِحَةِ الْكِتَابِ وَعِنْدَ رِجْلَيْهِ بِخَاتِمَةِ الْبَقَرَةِ فِي قَبْرِهِ. (طب هب عن ابن عمر)
″Sizden biri vefat ettiğinde onu fuzuli bekletmeyin, bir an evvel kabrine ulaştırın. Kabrinin baş tarafında Fâtiha’yı, ayak tarafında da Bakara Sûresi’nin sonunu (Âmenerresûlü’yü) biriniz okusun.″244
من مر على المقابر فقرأ فيها إحدى عشرة مرة (قل هو الله أحد) ثم وهب أجره الاموات أعطي من الاجر بعدد الاموات. (الرافعي عن علي)
″Bir kimse mezarlıktan geçerken 11 kere ihlas Sûresini okuyup sevabını ölülere hibe etse (bağışlasa) Allah’u Teâlâ o ölülerin sayısınca o kimseye sevap ihsan eder.″245
ما من أهل بيت يموت منهم ميت فيتصدقون عنه بعد موته إلا أهداها إليه جبريل عليه السلام على طبق من نور ثم يقف على شفير القبر فيقول: يا صاحب القبر العميق هذه هدية أهداها إليك أهلك فاقبلها فيدخل عليه فيفرح بها ويستبشر ويحزن جيرانه الذين لا يهدى إليهم بشيء. (طس عن أنس بن مالك)
″Herhangi bir evden biri ölünce ve onun yerine sadaka verilse, Cebrail, o sadakayı nurani tabaklar üstünde ona hediye eder. Kabrinin kenarında durur der ki:
″Ey derin kabir sahibi! Bu senin ailenin sana gönderdiği bir hediyedir. Al kabul et.″
O hediye onun kabrine girer. O onunla sevinir ve müjdelenir. Kendilerine bir hediye gelmeyen komşuları ise üzülürler.″246
Aynı hususta Beyhaki Şuâb’ul-İman’da el-İsbehanî Tergib’de ibn-i Ömer Radiyallâhu anhu’den rivâyet ettiklerine göre, Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyur-muştur:
″Kim ebeveyni yerine haccederse ateşten kurtulur ve onun sevabından hiç bir şey eksilmeden ebeveyni içinde tam bir haccın sevabı olur.″ Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: ″Kişi, ölümlerinden sonra akrabası yerine yaptığı hacdan üstün hiç bir şeyi onlara bağışlamış değildir.″247
Ümmü Şerik el-Ensariyye Radiyallâhu anhâ dedi ki:
أَمَرَنَا رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنْ نَقْرَأَ عَلَى الْجِنَازَةِ بِفَاتِحَةِ الْكِتَابِ. (ه أم شريك الأنصاريّة)
″Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz bize cenâzeye Fatiha-i şerifi okumamızı emretti.″248
Hz. Osman b. Affan Radiyallâhu anhu’dan şu Hadis-i Şerif nakledilmiştir:
كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا فَرَغَ مِنْ دَفْنِ الْمَيِّتِ وَقَفَ عَلَيْهِ فَقَالَ اسْتَغْفِرُوا لِأَخِيكُمْ وَسَلُوا لَهُ بِالتَّثْبِيتِ فَإِنَّهُ الْآنَ يُسْأَلُ. (د عن عثمان بن عفان)
″Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem, ölünün defin işi bittikten sonra kabrin yanında durur ve şöyle buyururdu: ″Kardeşiniz için Allah’u Teâlâ’dan mağfiret isteyin, kardeşiniz şimdi sual olunmaktadır. Allah’u Teâlâ’dan îmanında onu sâbit bulundurmasını niyaz edin″249
Ahmed b. Hanbel, Müslim, Nesâî ve İbn-i Mâce’nin Âişe Radiyallâhu anhâ’dan rivâyet ettikleri şu Hadis-i Şerif’te buna delildir:
أَنَّ رَجُلًا أَتَى النَّبِيَّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ إِنَّ أُمِّيَ افْتُلِتَتْ نَفْسَهَا وَلَمْ تُوصِ وَأَظُنُّهَا لَوْ تَكَلَّمَتْ تَصَدَّقَتْ أَفَلَهَا أَجْرٌ إِنْ تَصَدَّقْتُ عَنْهَا قَالَ نَعَمْ. (حم م ن ه عن عائشة)
Bir adam Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem’e: ″Babam öldü. Vasiyet de etmedi. Onun yerine benim sadaka vermem ona yarar mı?″ diye sordu Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″Evet!″ diye cevap verdi.″250
Yine bu hususta ″Müttefekun aleyh″ olan bir Hadis-i Şerif’te şöyle buyrulmuştur:
أَنَّ رَجُلًا أَتَى النَّبِيَّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ إِنَّ أُمِّيَ افْتُلِتَتْ نَفْسَهَا وَلَمْ تُوصِ وَأَظُنُّهَا لَوْ تَكَلَّمَتْ تَصَدَّقَتْ أَفَلَهَا أَجْرٌ إِنْ تَصَدَّقْتُ عَنْهَا قَالَ نَعَمْ.) خ م متفقٌ عليه عَنْ عائِشَةَ(
Bir adam Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldi ve dedi ki: ″Ya Rasulallah! Annem ansızın öldü. Şayet konuşabilseydi, sadaka verilmesini vasiyet ederdi. Şimdi ben onun adına sadaka versem, sevab ona ulaşır mı?″ Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″Evet!″ diye cevap verdi.″251
Ebû Dâvud, Nesâî ve İmam Ahmed b. Hanbel’den nakledilen bir Hadis-i Şerif’te şöyledir:
أَنَّ أُمَّهُ مَاتَتْ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ إِنَّ أُمِّي مَاتَتْ أَفَأَتَصَدَّقُ عَنْهَا قَالَ نَعَمْ قَالَ فَأَيُّ الصَّدَقَةِ أَفْضَلُ قَالَ سَقْيُ الْمَاءِ (ابو داود وزاد: قَالَ فَحَفَرَ بِئْرًا وَقَالَ هَذِهِ لِأُمِّ سَعْدٍ) فَتِلْكَ سِقَايَةُ سَعْدٍ بِالْمَدِينَةِ. (د ن حم عن سعد بن عبادة)
″Sa’d’ın annesi (kendisi yanında yokken) öldü. Bunun üzerine Sa’d b. Ubade Radiyallâhu anhu Peygamberimiz Sallallâ-hu aleyhi ve sellem’e gelip dedi ki: Ya Rasulallah! Annem öldü. Onun adına sadaka verebilir miyim? Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem:
- Evet, diye cevap verdi. Sa’d Radiyallâhu anhu dedi ki: Peki hangi sadaka daha efdaldır? deyince Rasulüllah Sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz:
- ″Su kuyusu″ diye buyurdu.″
Bu hadisi rivâyet eden Ravi der ki: ″Bunun üzerine Sa’d bir kuyu kazıp bu kuyu sa’d’ın anasına aittir. Onun ruhu için sadakadır,″ dedi. ″İşte Medine-i Münevvere de Sa’d’ın kuyusu budur.″252
Müttefekun aleyh olan bir Hadis-i Şerif’te şöyledir:
جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ إِنَّ أُمِّي مَاتَتْ وَعَلَيْهَا صَوْمُ شَهْرٍ أَفَأَقْضِيهِ عَنْهَا قَالَ نَعَمْ قَالَ فَدَيْنُ اللّٰهِ أَحَقُّ أَنْ يُقْضَى(خ م عن ابن عباس)
″Bir adam geldi ve Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’e dedi ki: Ya Rasulallah! Annem öldü. Bir ay oruç borcu vardı. Onun yerine ben kaza etsem ondan bu borç düşer mi? Buyurdu ki:
- Annenin oruç borcunu öde O, ödenmeye daha layıktır, buyurdu.253
Bu hususta Hanefilerin delil aldığı Hadis-i Şeriflerden biriside şudur:
″Bir kimse Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem’den; ″Anam babam hayatta iken bana çok iyilikte bulundular, onların ölümünden sonra benim de onlar için iyilik yapmam mümkün müdür? diye sorulduğunda Resulu Ekrem Efendimiz; ″Onlar için namaz kılarsın, oruç tutarsın″ buyurdular. 254
Enes Radiyallâhu anhu’dan gelen bir rivâyette de şöyle rivâyet edilmiştir:
يا رسول الله، إذا نتصدق عن موتانا ونحج عنهم وندعو لهم فهل يصل ذلك إليهم؟ قال: نَعَمْ اِنَّهُ لَيَصِلُ وَيَفْرَحُونَ بِه۪ كَمَا يَفْرَحُ اَحَدُكُمْ بِالطَّبَقِ اِذَا اُهْدِىَ اِلَيْهِ. (عن أنس)
″Ya Resûlallah, biz ölülerimiz için sadaka versek hac yapıp duâ etsek. Bizim onlar hakkında işlediğimiz bu amellerin sevabı onlara ulaşır mı? diye sorduğunda Resulü Ekrem Sallallâhu aleyhi ve sellem:
- Evet, sevap onlara vasıl olur (ulaşır). Sizden birinize bir tabak bir şey hediye edilince sevindiği gibi, onlar da o sevaba sevinirler″ buyurmuşlardır.255
Câbir b. Abdullah Radiyallâhu anhu şu Hadis-i Şerif’i nakleder:
خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَوْمًا إِلَى سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ حِينَ تُوُفِّيَ قَالَ فَلَمَّا صَلَّى عَلَيْهِ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَوُضِعَ فِي قَبْرِهِ وَسُوِّيَ عَلَيْهِ سَبَّحَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَسَبَّحْنَا طَوِيلًا ثُمَّ كَبَّرَ فَكَبَّرْنَا فَقِيلَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ لِمَ سَبَّحْتَ ثُمَّ كَبَّرْتَ قَالَ لَقَدْ تَضَايَقَ عَلَى هَذَا الْعَبْدِ الصَّالِحِ قَبْرُهُ حَتَّى فَرَّجَهُ اللّٰهُ عَزَّ وَجَلَّ عَنْهُ (حم عن جابر بن عبد اللّٰه)
Sa’d İbn-i Muaz defnedildiği zaman Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem tesbih getirdi. Millet de uzun uzun tesbih getirdiler. Sonra tekbir getirdi. Millet de tekbir getirdi. ″Yâ Resûlallah! Neden tesbih getirdin?″ dediler. Buyurdu ki: ″Bu sâlih adamı kabir çokça sıkıştırdı. Sonra Allah’u Teâlâ sıkıntısını giderdi.″256
İbn-i Abbas Radiyallâhu anhumâ’dan nakledilen bir Hadis-i Şerif’te de şöyle buyrulmuştur:
أَتَى رَجُلٌ النَّبِيَّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ لَهُ إِنَّ أُخْتِي قَدْ نَذَرَتْ أَنْ تَحُجَّ وَإِنَّهَا مَاتَتْ فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَوْ كَانَ عَلَيْهَا دَيْنٌ أَكُنْتَ قَاضِيَهُ قَالَ نَعَمْ قَالَ فَاقْضِ اللّٰهَ فَهُوَ أَحَقُّ بِالْقَضَاءِ (خ عن ابن عباس)
Bir adam Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem’e: ″Kız kardeşim hac yapmayı adadı ve adağını yerine getirmeden öldü″ dedi. Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″Eğer kardeşinin boynunda bir borç olsaydı, sen onun yerine borcunu ödeyecek miydin?″ diye sordu. Adam: ″Evet″ diye cevap verdi. Bunun üzerine Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem: ″O halde kardeşinin Allah’a ait olan hac borcunu öde. O, ödenmeye daha lâyıktır″ buyurdu.257
Bu delillere göre ölen kişi vasiyet etse de etmese de onun adına hac, umre, sadaka ve her türlü ibâdet çeşidi yapılarak ruhuna bağışlanabilir.
Kurtubî dedi ki: Bâzı alimlerimiz, kabir yanında okunan Kur'an'dan ölünün yararlandığına hurma dalı hadisini delil getirmişler. Buhari, Müslim ve diğer birçok hadis kitaplarında nakledilen bu Hadis-i Şerif şöyledir:
عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهُ مَرَّ بِقَبْرَيْنِ يُعَذَّبَانِ فَقَالَ إِنَّهُمَا لَيُعَذَّبَانِ وَمَا يُعَذَّبَانِ فِي كَبِيرٍ أَمَّا أَحَدُهُمَا فَكَانَ لَا يَسْتَتِرُ مِنْ الْبَوْلِ وَأَمَّا الْآخَرُ فَكَانَ يَمْشِي بِالنَّمِيمَةِ ثُمَّ أَخَذَ جَرِيدَةً رَطْبَةً فَشَقَّهَا بِنِصْفَيْنِ ثُمَّ غَرَزَ فِي كُلِّ قَبْرٍ وَاحِدَةً فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللّٰهِ لِمَ صَنَعْتَ هَذَا فَقَالَ لَعَلَّهُ أَنْ يُخَفَّفَ عَنْهُمَا مَا لَمْ يَيْبَسَا (خ عن ابن عباس)
Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem azap olunan iki kabre uğradı ve şöyle buyurdu: ″Bu ikisi azap görüyor. Bu ikisi işlemiş oldukları büyük bir günah sebebiyle azap görmüyor. Bu ikisinden biri bevlinden sakınmazdı. Diğeri ise insanlar arasında laf taşırdı. Sonra Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem, taze bir hurma dalı aldı ve bunu ortadan ikiye böldü. Sonra her bir kabre bunlardan birini dikti. ″Yâ Resûlallah! Niçin böyle yaptın?″ diye sordular. Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Bu dallar yaş kaldığı müddetçe, bu iki kabir sahibinin azâbının hafiflemesini ümit ederim.″258
Ebû Dâvud, İbn-i Mâce ve Ahmed b. Hanbel’in Ebû Hüreyre Radiyallâhu anhu’dan, Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem’in; ″Birini kendisi için, birisini ümmeti için olmak üzere iki koç kurban ettiğini″ rivâyet etmişlerdir. Bu bize bir insanın başkasının ameliyle faydalanabile-ceğini bildirir.259 Bu Hadis-i Şerif şöyledir:
أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ اِذَا أَرَادَ أَنْ يُضَحِّيَ اشْتَرَى كَبْشَيْنِ عَظِيمَيْنِ سَمِينَيْنِ أَقْرَنَيْنِ أَمْلَحَيْنِ مَوْجُوءَيْنِ فَذَبَحَ أَحَدَهُمَا عَنْ أُمَّتِهِ لِمَنْ شَهِدَ لِلّٰهِ بِالتَّوْحِيدِ وَشَهِدَ لَهُ بِالْبَلَاغِ وَذَبَحَ الْآخَرَ عَنْ مُحَمَّدٍ وَعَنْ آلِ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ. (حم عن ابى هريرة)
Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem kurban kesmek istediğinde, iki tane iri, besili, boynuzlu, alacalı ve hadımlaştırılmış koç alırdı. Bunlardan birisini Allah’ın birliğine ve kendisinin Peygamberliğine şehâdet eden ümmeti adına keser, diğerini de Muhammed ve Âl-i Muhammed Sallallâhu aleyhi ve sellem adına keserdi.260
Taberânî, Evsat’ta; Beyhakî, Sünen’inde Ebû Hüreyre Radiyallâhu anhu’den rivâyet ettiklerine göre Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
إن الله ليبلغ العبد الدرجة فيقول: يا رب أنى لي هذه الدرجة ؟ فيقول: باستغفار ولدك لك. (طس عن ابى هريرة)
″Allah cennette salih kulu için derecesini yükseltir. Kul der ki:
″Yâ Rabbi! Nerden bu bana?″ Allah’u Teâlâ buyurur ki:
″Çocuğunun sana olan istiğfarıyla.″261 Beyhakî’nin rivâyetinde: ″Çocuğunun sana olan duâsıyla″ diye geçmektedir.262
Beyhakî’nin naklettiği Hadis-i Şerif’te Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuştur: ″Dirilerin yemeğe içmeğe ihtiyacından, ölülerin duâya ihtiyacı daha fazladır. Çünkü duâ ölü için faydalıdır.″ Cenâb-ı Hakk Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:
Onlardan sonra gelenler de: ″Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden evvel îman eden kardeşlerimizi bağışla ve îman edenlere karşı kalbimizde bir kin bırakma. Ey Rabbimiz! Şüphesiz ki Sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin!″ derler.263
İbn-i Ebi’d Dünya, Süfyan’dan rivâyet edilmiştir: ″Ölülerin duâya olan ihtiyacı, dirilerin içmek ve yemeye olan ihtiyacından daha şiddetlidir.″ Duânın ölülere menfaat verdiği, müteaddit icmalarla sabittir.″264
Bu konu hakkında, hadis kitaplarında çok sayıda Hadis-i Şerif bulunmaktadır. Biz burada en muteber olan Hadis kitaplarında geçen hadis-i şeriflerden bazılarını aldık.
Bu Âyet-i Kerîme ve Hadis-i Şeriflere göre; Allah için kurban kesilip sevabı da ölülere bağışlanabilir. Ayrıca namaz, oruç, hac, Kur’an okuma, sadaka verme ve bunun gibi bütün ibâdet çeşitlerini de yaparak kişi, sevabını istediği kimselere bağışlayabilir, câizdir. Hattâ kendisinin de sevabından hiç bir şey eksilmez.
Dipnotlar
- Mevkûfat, “Mülteka Tercümesi”, c 1, s 207-208; Fethu’l-kadîr, 6/132; el-Bahru’r-Raik,7/379- Şamile-; Reddu’l-Muhtar, 2/263.
- Riyaz’üs-Salihin, c. 2 s. 302.
- İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, s. 525-527.
- Sahih-i Müslim, Vasiyye 3 (14); Sünen-i Ebû Dâvud, Vasâya 14; Sünen-i Tirmizî, Ahkâm 36; Sünen-i Nesâî, Vasâya 8.
- Sahih-i Müslim, Cenâiz 35 (102); Sünen-i Nesâî, Cenâiz 103.
- Sahih-i Müslim, Cenâiz 35 (103); Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 24671.
- Sünen-i Tirmizî, Cenâiz 38; Sünen-i Nesâî, Cenâiz 77.
- Taberânî, Mu’cem’ul-Evsat, Hadis No: 1950.
- Sünen-i Ebû Dâvud, Cenâiz 24; Ahme b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 19416, 19427.
- Ahmed b. Hanbbel, Müsned, Hadis No: 19415; Taberânî, Mu’cem’ul-Kebir, Hadis No: 16931.
- İbni Mace Tercemesi, c, 4 s, 274; Rudani, Cem’ul-Fevâid (2659); Kenzul ummal (45486); Cami’us-sağir (8717).
- Bir devenin kesilip, etlerinin pay edilerek dağıtılması kastedilmiştir, bu da yaklaşık bir buçuk iki saat gibi bir süredir.
- Kenz’ul-Ummal, Hadis No: 42596.
- Taberânî, Mu’cem’ul-Evsat, Hadis No: 6692; Celâleddin, es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 516.
- İmam Celâleddin es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 517.
- Kütüb-i Sitte, c. 17 Hadis No: 6443.
- Sünen-i Ebû Dâvud, Cenâiz 73.
- Ahmed b. Hanbel, Müsned Hadis No: 8486.
- Sahih-i Buhârî, Cenâiz 95, Vasâyâ 19; Sahih-i Müslim, Zekât 51.
- Sünen-i Ebû Dâvud, Zekât 43.
- Sahih-i Buhârî, Savm 42.
- Mevkûfât, Mülteka Tercümesi, c 1, s 207-208.
- Mevkûfât, Mülteka Tercümesi, c. 1, s 207-208
- Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 14344.
- Sahih-i Buhârî, Îman 30.
- Sahih-i Buhârî, Cenâiz 82; Sahih-i Müslim, Tahâret 34; Sünen-i Ebû Dâvud, Tahâret 11.
- Mevkûfat, “Mülteka Tercümesi”, c 1, s 207-208
- Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 14491; Kütüb-i Sitte, Hadis No: 6925. Yine benzeri için bakınız: İmam-ı Âzam Ebû Hanife Rahimehullah, Müsned, Hadis No: 406/17.
- Taberânî, Mu’cem’ul-Evsat, Hadis No: 5265.
- İmam Celâleddin es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 509-510.
- Sûre-i Haşr, Âyet 10.
- İmam Celâleddin es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 510-511.
