Hadis-i Şerif:
عَنْ اَنَسِ ابْنِ مَالِكٍرَضِيَ اللّٰه عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَيْسَ الْقُرْاٰنُ بِالتِّلَاوَةِ وَلَا الْعِلْمُ بِالرِّوَايَةِ وَلٰكِنَّ الْقُرْاٰنَ بِالْهِدَايَةِ وَالْعِلْمَ بِالدِّرَايَةِ (الديلمى)
Ed-Deylemi Enes İbn-i Malik Radiyallahu anhu rivayeti ile Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:
“Kur'an (sadece rivayet hikaye gibi) okumak için değildir. İlim de (öğrenip pasif davranmak) rivayet için değildir. Velakin Kur'an hidayet içindir. İlim de dirayet içindir.”1
[Kur'an hidayet için dediği; okuyup manasını öğrenmeyip, veya okuyup manasını öğrenip, onunla amel etmeyip bir tek rivayet sorulara cevap vermek için değildir. İlim de okuyup öğrenip, onunla hem kendi amel edip, hem de herkesi amel ettirmek için dirayetli olmaktır. Dirayet şöyledir: Bir muhtar var, dirayeti yok. Sözü geçersiz, istediğini yaptıramaz. Başka bir muhtar dirayetli, azimli istediğini yaptırır. Bunların birine dirayetli muhtar, diğerine dirayetsiz pasif muhtar derler.]
Kur'an-ı Kerim'i okuyunca ne dediğini düşünerek seni hakka hidayet, yani Hak yolunu tanıtıcı, irşad ve ikaz edici sözlerini anlayıp, ayıkmak, uyanmak, aklını başına toplamak ve ondan anladığın gibi amel edip Allah'u Teala'nın azabından korkmak içindir. Kur'an-ı Kerim'i okursun içine hiç korku düşmez. Yalnız bir ses edersin, kibirli, gururlu okursun. Bundan sana hiç fayda olmaz. İlim de dirayet içindir diyor: Yani ilim hikaye gibi rivayet için değildir, dirayet içindir. İlim Allah'u Teala'yı bilmektir. Allah'u Teala'yi bilen dirayetli, cesaretli olur. Yani ilimden maksat, Allah'u Teala'yı bilmektir. Onu kendine çok yakın bilip, ona bakıp, onun hoşuna gelecek sözü ağanın, beyin hoşuna gelmeyecek diye geri durmayıp dirayetli olmaktır. İşte Kur'anda ilim böyledir. Dikkatli okuyarak anla vesselam!...
Hadis-i Şerif:
عَنِ الْحَكَمٍ رَضِيَ اللّٰه عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اِنَّ هٰذَا الْقُرْاٰنَ صَعْبٌ مُسْتَصْعِبٌ لِمَنْ كَرِهَهُ مُيَسَّرٌ لِمَنْ تَبِعَهُ وَاِنَّ حَدِيث۪ى صَعْبٌ مُسْتَصْعِبٌ لِمَنْ كَرِهَهُ مُيَسَّرٌ لِمَنْ تَبِعَهُ مَنْ سَمِعَ حَدِيث۪ى فَحَفِظَهُ وَعَمِلَ بِه۪ جَاءَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَعَ الْقُرْاٰنِ وَمَنْ تَهَاوَنَ بِحَد۪يث۪ى فَقَدْ تَهَاوَنَ بِالْقُرْاٰنِ وَمَنْ تَهَاوَنَ بِالْقُرْاٰنِ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْاَخِرَةِ (خط فى الجامع)
Hatip el-Bağdadi, Cam’i de, Hakem Radiyallahu anhu'dan rivayet olunur, Resul-i Ekrem Sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:
“Kur'an'dan hoşlanmayanlara muhakkak bu Kur'an güçtür (zordur) Güç gelir, zor gelir. Bu Kur'an; Kur'an'a tabi olanlara kolaydır. Benim hadis'ime inanmayanlara da hadis'im güçtür. Hadis'ime tabi olanlara, hadis'im kolaydır. Her kim benim hadis'imi duyarsa ezberlesin ve amel etsin. Onunla ki; o kimse kıyamet gününde Kur'an ile gelir. Her kim benim hadis'imi kıymete almaz hiçe sayar ve inanmaz ise Kur'an'a inanmamış olur.”2
Hem dünyası yıkılır, hem ahireti yıkılır. Yani ahirette büyük zarara uğrar. Maazallah Allaha sığınırız. Yani Kur'an-ı Kerim ile Hadis-i Şerif birbirini tutar bırakmaz. Kur'an'da ne varsa Hadis-i Şerif'te de aynısı var. Hadis-i Şerif'te ne varsa Kur'an'da da aynısı vardır.3
[Yani hadis diye söylenilen Kur'an-ı Kerim'e ters düşüyorsa o hadis sahih (doğru) benden değildir. Hadis-i Şerif'te ne varsa Kur'an'da da aynı var. Aynısını bulamazsan aynısının olmadığından değil, senin bulamadığındandır. Yoksa muhakkak aynısı var.
Her Hadis-i Şerif'in zahiren insanın sıhhatine faydası vardır, hem de manevi olarak sevabının çoğalmasına faydası vardır. Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem, mağbunluğu anlatırken, boyu çok uzun olan, şekli şöyle şöyle olan mağbundur diyor. Yani mağbun “ahmak” demektir. Bir adamın boyu çok uzundu. Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem'in o dediği vasıflar kendisinde tamamdı. Kendi kendini her ne kadar araştırdı ise mağbunluk tarafını bulamadı.
Bir Hadiste Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem:
“Bir insan kendi halini kendi zamanını bilmezse mağbundur” Yani;
“Mağbunun başka günahı olmazsa mağbunluk günahı kendine yeter” buyruluyor.
Onun için bu adam kendinin mağbunluk tarafını arıyor, bulamıyor. Nihayet aynı kendi gibi olanların mağbunluk taraflarını araştırıyor. Uzun yıllar çok adamlarda araştırıp, hepsinde de birer mağbunluk tarafı olduklarını görüyor. Yalnız, kendisinde bir mağbunluk bulamıyor. Kendinin mağbunluğunu kendine izah edecek adam arıyor. Nihayet evliyaullahtan bir zata gelip, soruyor;
- Hepsinin mağbunluğu var araştırdım, sordum. Benim mağbunluğum neremde? O zat soruyor:
- Sen bunu ne zamandan beri araştırıyorsun? O zat:
- Senelerce
- Kaç kişide deneme yaptın?
- Çok insanda deneme yaptım.
Yine o zat:
- Sen, Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem söylediği için inanman lazımdı. Bir veya bir kaç kişide deneme yapıp hepsinde mağbunluk görünce bunlara inanamayıp, senelerce arkasına düşüp araştırdığın, bir sefer görünce kalbiyin mutmain olmaması da mağbunluktur diyor.
Sünnet olan; Bir insan tuvalete oturunca def-i hacet yaparken sol elini başına koyması sünnettir.
Bir zat;
Her sünnetin insan sıhhatine bir faydası, hem de sevabı var. Amma bu sünnetin sevabı var, insan sıhhatine bir faydası yok diyor. Yine tuvalete girmiş sol eli başında bunu da düşünürken o adamın düşmanları kendini boğmak için en münasip yer tuvalet içi diyerek tuvaletin üstü açık olduğundan kemendi atıyorlar. İp boğazına geçiyor. Sol eli başında olduğu için elini de ip beraber sıkıyor. Eliyle ipi sıyırıp ölümden kurtuluyor. Dışarı çıkınca;
- Ben, insan sıhhatine hiç faydası olmayan bir sünnet diyordum. Eğer bu sünneti, bu gün yapmasaydım beni öldüreceklerdi. Bu sünnet beni ölümden kurtardı diyor.]
Bir Hadis-i Şerif’te:
“Şehit, iki parmağını sıktığı kadar acı duymaz”4 diye buyurmuştur. Evliyaullahdan biri;
- Kur'an'da bulamadım diye istihare yapıp Resulullah'dan sormuş: Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem:
- Sureyi Yusuf'u oku demiş, okumuş anlayamamış. Yine sormuş:
- Kadınların parmaklarını doğradıklarını işaret etmiş. Kadınlar acı duysalardı, parmaklarını kesmezlerdi demiş.
[Kadınlar Yusuf Aleyhisselam'un güzelliğinden acı duymadı.5 Şehid can çekerken Cemalullahı Allah'u Teala'nın Cemalini seyrettiğinden, Cemal güzelliğinden acı duyar mı?]
Hadis-i Şerif: “Ramuzu'l-Ehadis” kitabından:
عَنْ قَلَابَةٍ رَضِيَ اللّٰه عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اِنَّمَا بُعِثْتُ خَاتِمًا فَاتِحًا وَأُعْط۪يتُ جَوَامِعَ الْكَلِمِ وَفَوَاتِحَهُ وَاخْتَصَرَ ل۪ى الْحَد۪يثُ اِخْتِصَارًا فَلَا يُهْلِكَنَّكُمْ اِلَّاالْمُتَهَوِّكُونَ (هب عب قط)
Kalabe Radiyallahu anhu'dan rivayet olunur, Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:
“Ancak ben gönderildim ki Peygamberlerin sonuyum. Bana bütün kelamların cem'i verilmiştir. Bütün fütuhat bana açılmıştır. Hadis-i Şerifler bana kısa ve toplu olarak güzel kelimeler ile kısadan çok büyük manalı olarak gelmiştir. Siz bu Hadis-i şeriflerime uyar ve amel ederseniz helak olmazsınız. Yalnız hadisimi hiçe sayarak kıymete almayanlar helak olurlar.” 6
Hadis-i Şerif:
عَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللّٰه عَنْهُمَا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اِنَّ اَحَادِيث۪ى تَنْسَخُ بَعْضُهَا بَعْضًا كَنَسْخِ الْقُرْاٰنِ (الديلمى قط )
Ed-Deylemi İbn-i Ömer (Radiyallahu anhuma)'dan Resul-i Ekrem Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
“Kur'an-ı Kerim'in ayetlerinde nasıh-mensuh olup evvelki gelen ayetin hükmünü sonraki gelen ayet kaldırdığı gibi benim hadislerimde de aynı nasıh ve mensuh hadisler vardır. Evvelki söylenen hadis'in hükmünü sonraki söylenen hadis kaldırır.”7
[Nasıh, mensuh ayetler olduğu gibi benim hadislerimde de nasıh, mensuh hadisler vardır.
Yani nasıh, mensuh ayetler gelince aynı onlara göre ben de hadis söyledim. İlk gelen hadis'in hükmünü sonraki gelen hadis kaldırıyor. Tıpkı ayette ki olduğu gibi. Mesela; İçki hakkında ilk gelen ayet: “Sarhoş olarak namaza durmayın”8 Çünkü Ashabın bir çokları içkiye, rakıya alışmışlardı. Bunun terkedilmesi lazımdı. Allah'u Teala ayet-i kerime ile basamak yapıyor. İlk defa “Rakı haramdır” diye ayet gelse bir çokları rakıya tiryaki olmuşlar, terkedemeyip Kur'an-ı Kerim'e muhalefet ederek, dinden çıkacaklardı. Bunun için ilk gelen ayet “sarhoş olarak namaza durmayın”
Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem'in bu ayet inince rakı hakkındaki sözleri, hadisleri aynı ayettekinin benzeri olacaktı. Ashabın bir çokları rakıyı terk ettiler. Bazıları da yatsı namazından sonra içip sabah namazına giderken ağızlarını çalkalayıp, kokusunu gidermeye çalışarak öyle devam ettiler. Bir zaman sonra ikinci ayet geldi:
“Rakıyı hiç içmeyin hepsi haramdır.”9
Ashablar ikinci sefer rakıyı içmediler. Yani terketmeye basamak oldu. Rakı tam haram olunca Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem bu ayete göre de aynı onun benzeri hadisler söyledi. Ayette de nasıh-mensuh oldu, Hadiste de nasıh-mensuh oldu.
Bu nasıh-mensuh ayetlerin hepsi on yedi kadardır. Diğerleri doğrudan emirdir. Bu emirler ve nasıh-mensuh'taki ikinci emirler kıyamete kadar bakidir.]
Hadis-i Şerif:
عَنِ ابْنِ اَمَامَةَ رَضِيَ اللّٰه عَنْهُ اَنَّهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اِذَا قَرَأَ الْقُرْاٰنَ وَاخْتَشٰى وَمِنْ أَحَاد۪يثِ رَسُولِ اللّٰهِ وَكَانَتْ هُنَاكَ غَز۪يزَةٌ كَانَ خَل۪يفَةٌ مِنْ خُلَفَاءِ الْاَنْبِيَٓاءِ (الرافع)
“Er-Rafi’i de İbn-i Emame Radiyallahu anhu rivayeti ile Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
“Kur'an-ı Kerim'i korkarak okuyan, Resulullah'ın Hadis-i şeriflerine de aynı hürmeti yapan, kimse bu dünyada aziz bir kimse olur. İşte bu kimse Peygamberlerin halifelerinden bir halifedir.”
Bak kardeşim hadis-i şeriflere hürmet eden peygamberlerin halifelerinden bir halife oluyor. İmam-ı Malik Radiyallahu anhu Hazretleri bir Hadis-i şerif söyleyeceği zaman hemen evine veya münasib bir yere gider, gusul eder, öyle gelir huzur ve huşu ile Hadis-i şerifi okurdu. Kur'an okuyanlardan bayılanlar olurdu. Allah'u Teala'nın korkusundan Kur'an okuyan kimse mümkün mertebe manasını anlamaya çalışmalıdır ki, kendine tesir etsin. Yalnız bir ses etmek olmamalıdır.
[Kur'an-ı Kerim'in ve Hadis-i Şerif'in tesirleri nasıl olur diyenlere:
Dervişte üç hal vardır:
1- Vecid,
2- Tevacud,
3- Vücud
Bunlar üç şeyde gelir.
1- Zikrullah (Allah'u Teala'yı toplu veya yalnız zikrederken)
2- Namaz kılarken
3- Kur'an okurken.
1- Vecid halı: zikirde çarpınır, çarpınır başı kesilmiş tavuk gibi çırpınır. Aklı başında ne dediğini, ne yaptığını biliyor ama kendini zaptedemez.
2- Tevacüd halı: Aşk çok fazla olur, tepeden tırnağa kadar cayır cayır yanar. Kendine bir ateş düşer, kendi kendini zapt edemez. İçinden kalkmak, koşmak, bağırmak uzun bir mesafeyi dönmek gelir.
3- Vücud halı: Vecid de tevacud da Allah ile kendi arasında olur. Kimse bilmez. Hatta bilmeyenler derecenin en aşağısı olan Levvame'de zannederler. Bu haller; zikirde tam ilerlemiş, çok fazla zikrullah yapmış, müridlerde olur. Müridlerde ilk defa zikirde daha sonra namaz kılarken olur. Mürşid-i Kamillerde ise Kur'an okurken bu hal gelir.
Bunların hangisi efdaldir? Farz ibadetler mecbur yapılmalı, noksana düşürülmemelidir. Farz ibadetleri yapmayanlara o hal geliyorsa şeytandandır.
Bunlar zikirde geliyorsa, zikir efdaldır, namazda geliyorsa namaz efdaldır, Kur'an okurken geliyorsa Kur'an okuması efdaldır. Müridlerde zikirde geldiği için onlara zikir efdaldır. Bu aşk çokluğu bu haller devam ede ede kendinden tamamiyle geçer.
Gelelim Hadis-i Şerif'e hürmet etmeye:
Hadis, Kur'an, ezan, mevlüd ve benzeri ibadetlerde kendinden geçer. Mesela; Nesimi Hazretlerinin derisini yüzmek için Haleb'e, Şam'a götürürlerken yolda ezan vakti geliyor, bir adam arap şivesi ile çok güzel bir ezan okuyor. Herkes ezanı durup dinliyorlar. Haliyle Nesimi Hazretleri de dinliyor. Ezan bitince herkes çok güzel ezan okudu diyorlar. En sonunda Nesimi Hazretlerine soruyorlar. Nesimi Hazretleri hiç güzel okuyamadı diyor. Yanındakiler, bundan daha iyi ezan okunmaz. Sen okuda görelim diyorlar.
Nesimi Hazretleri demircilerin demiri döğdükleri örs (küre) üzerine çıkıyor. Ezan okumaya başlıyor. Üstüne çıktığı demir örs erimeye başlıyor. Ezan bitinceye kadar örs eriyip bitiyor. Kendisine yanındakiler “sen çok güzel ezan okudun, bundan daha da üstünü olmaz” deyince Nesimi Hazretleri:
- Bende okuyamadım. Eğer ezanı ben hakkıyla okuyabilseydim aynı o demir gibi benimde erimem lazımdı. Nitekim Hz. Pir'in müridlerinden bazıları eriyip, su olup, yere aktıktan sonra Hz. Pir'in duasıyla geri dirilip, insan oldular. Demek istiyor ki benim de böyle erimem lazımdı.]
Hadis-i Şerif:
عَنْ عُقْبَةَ رَضِيَ اللّٰه عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اَتَخَوَّفُ عَلٰى أُمَّت۪ى يَتْرُكُونَ الصَّلٰوةَ وَالْقُرْاٰنَ يَتَعَلَّمُهُ الْمُنَافِقُونَ يُجَادِلُونَ بِه۪ أَهْلَ الْعِلْمِ (طب)
İmam-ı Taberani, Ukbete Radiyallahu anhu’dan rivayet ediyor. Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:
“Benim en ziyade korktuğum ümmetimin üzerine namazı ve Kur'an-ı Kerim'i terk ederler sonra münafıklar ilim öğrenirler, onunla ümmetimin alimleri (olan) ehl-i ilim sahipleriyle mücadele ederler.”10
[Yani münafıklar alim olduklarını iddia ederler.
(Sure-i Bakara, Ayet 174)
قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى: اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْتُمُونَ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ الْكِتَابِ وَيَشْتَرُونَ بِه۪ ثَمَنًا قَل۪يلًا اُولٓئِكَ مَا يَاْكُلُونَ ف۪ى بُطُونِهِمْ اِلَّا النَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللّٰهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلَا يُزَكّ۪يهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ
“Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip onu az bir paha ile değişenler var ya işte onların yiyipte karınlarına doldurdukları ateşten başka bir şey değildir.”
(Sünen-i ibn-i Mace, Cild 1, Hadis No: 264)
أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ رَضِيَ اللّٰه عَنْهُ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَيَقُولُ مَنْ سُئِلَ عَنْ عِلْمٍ فَكَتَمَهُ اُلْجِمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِلِجَامٍ مِنْ نَارٍ (ه ك د ت هب طب)
“Kendisine (dine ait) bir bilgi sorulup da bildiğini gizleyen kimse kıyamet günü ateşten bir gemle gemlendirilmiş olacaktır.”11
(Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadis No: 860, s. 460)
عَنْ حُذَيْفَةَ رَضِيَ اللّٰه عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اَلْقُرْاٰنُ يُقْرَأُ بِلُحُونِ الْعَرَبِ وَأَصْوَاتِهَا، وَ اِيَّاكُمْ وَلُحُونَ اَهْلِ الْعِشْقِ ، وَلُحُونَ اَهْلِ الْكِتِابَيْنِ فَاِنَّه سَيَجِئُ بَعْد۪ى قَوْمٌ يُرَجِّعُونَ بِالْقُرْاٰنِ تَرْج۪يعُ الْغِنَاءِ وَ النَّوْحِ، لَا يُجَاوِزُ حَنَاجِرَهُمْ، مَفْتُونَةٌ قُلُوبُهُمْ، وَ قُلُوبُ الَّذ۪ينَ يُعْجِبُهُمْ شَاْنُهُمْ
“Kur'an-ı Kerim arab şivesi ve arap lehçesi ile okunur. Bilhassa aşka gelenlerin ve iki ehl-i kitabın makamı ile okumaktan sakınınız. Benden sonra bir kavim gelecek onlar Kur'an-ı Kerim'i şarkı ve çalgı şekline çevirecekler, boğazlarından içeri geçirmeyecekler. Onların keza bunların halini görüp beğenenlerinde kalbi fitne ile dolmuştur.”12
(Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 1575, 3185, 6255)
اِبْنِ جَرِيرٍ عَنْ اَب۪ى بَكْرَةَرَضِيَ اللّٰه عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اِنَّ اَقْوَامًا مِنْ اُمَّت۪ى اَشِدَّةٌ ذَلِقَةٌ اَلْسِنَتُهُمْ بِالْقُرْآنِ لَا يُجَاوِزُ تُرَاق۪يهِمْ يَمْرُقُونَ مِنَ الْا۪يمَانِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنْ الرَّمِيَّةِ فَاِذَا لَق۪يتُمُوهُمْ فَاقْتُلُوهُمْ فَاِنَّ الْمَأْجُورَ مَنْ قَتَلَهُمْ (ك)
(1575) “Ümmetimden öyle bir kavim vardır ki, serttirler dilleri Kur'an-ı Kerim'i fesih okumaktadır, fakat okudukları Kur'an boğazlarından aşağıya inmez. Onlar imandan yaydan okun çıktığı gibi çıkarlar. Onlara rastlarsanız öldürün, çünkü onları öldüren mükafatlandırılacaktır.”13
عَنْ اَب۪ى سَع۪يدِ الْخُدْرِىِّ رَضِيَ اللّٰه عَنْهُ قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: تَعَلَّمُوا الْقُرْآنَ وَسَلُوا بِهِ الْجَنَّةَ قَبْلَ أَنْ يَتَعَلَّمَهُ قَوْمٌ يَسْاَلُونَ بِهِ الدُّنْيَا ، فَاِنَّ الْقُرْآنَ يَتَعَلَّمُهُ ثَلَاثَةُ نَفَرٍ رَجُلٌ يُبَاهِى بِه۪ ، وَرَجُلٌ يَسْتَاْكِلُ بِه۪ ، وَرَجُلٌ يَقْرَاُهُ للّٰهِ (ابن النصر هب)
(3185) “Kur'an-ı öğrenipte onunla dünyayı isteyecek olan kavimden (önce) davranın. Kur'an-ı öğrenin ve siz onunla cenneti isteyin. Çünkü Kur'an-ı şu üç (sınıf) insan öğrenir.
a- Onunla övünmek için öğrenen kişi.
b- Onunla maddi menfaat elde etmek isteyen kişi.
c- Onu sadece Allah için okuyacak olan kişi.”
عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللّٰه عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: يَأْت۪ى عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَكُونُ عَامَّتُهُمْ يَقْرَؤُنَ الْقُرْاٰنَ وَيَجْتَهِدُونَ فِى الْعِبَادَةِ وَيَشْتَغِلُو بِأَهْلِ الْبِدَعِ يُشْرِكُونَ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْمَلُونَ وَيَاْخُذُونَ عَلَى قَوْلِهِمْ وَعِلْمِهِمْ اَلرِّزْقَ يَأْكُلُونَ الدُّنْيَا بِالدّ۪ينِ ، هُمْ أَتْبَاعُ الدَّجَّالِ الْاَعْوَرِ (الديلمى)
(6255) “İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, avam halk Kur'an okuyacak, ibadete kendini verecek (fakat) bid'at ehlinin işleri ile meşgul olacaklar; hissetmedikleri yerden şirke sapacaklar, söz ve ilimleri vasıtası ile rızık elde edecekler, din (i) alet ederek dünyalık edinecekler. İşte bir gözü kör deccalın uyduları bunlardır.”
Resul-i Ekrem Sallallahu aleyhi ve sellem:
“Ahir zamanda ümmetimden ilim sahibi olanlar, Kur'an okuyanlar, harfine dikkat ederler, hakiki manasını terk ederler. Veyil cehennemi onlara olsun ve okuduklarına diye,” buyurmuşlardır.
İşte bu zamanda şu harf mucemmedir. Şu şudur, diye harfleri şöyle çıkardı, böyle kısalttı derlerde Kur'an'ın ne dediğini anlamazlar. Yalnız harfine, tecvidine ve kıraatine dikkat ederler. Şöyle okumalıydı, böyle okumalıydı derler. Dinleyenler de, okuyanlar da bu akıldadır. Kur'an'ı en iyi okuyan kimdir.
Hadis-i Şerif:
اَبُو مُوسٰى اَلْاَشْعَر۪ى رَضِيَ اللّٰه عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اَحْسَنُ النَّاسِ قِرَائَةً اَلَّذ۪ى اِذَا اَرَأَيْتَهُ يَخْشَى اللّٰهَ (العسكرى وابو موسى فى الصحابة عن خالد بن فضالة)
Al-Askeri Ebu Musel Eş'ari Halid ibn-i Fezalete Radiyallahu anhu rivayetiyle Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
“Nasın en iyi Kur'an okuyanı, sen, onu Allah'u Teala'dan korkar görürsün. Okurken Allah'u Teala'dan korkarak okuyandır.”14
Kur'an'ın manalarını düşündükçe korku gelir. İşte Kur'an-ı Kerim'i en iyi okuyan budur.
Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:
“Kur'an-ı Kerim her derde şifadır.”15
İmam-ı Ali (Kerremallahu veche)'den: Resul-i Ekrem Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den buyurdu ki:
عَنْ عَلِىٍّ رَضِيَ اللّٰه عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اَلْقُرْاٰنُ هُوَ دَوَاءٌ (ابو النصر والقضاعى)
(Sure-i İsra, Ayet 82)
قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى: وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
“Biz Kur'an'ı mü'minlere şifa ve rahmet olarak indirdik.”17
4 İslam Tarihi, (M. Asım Köksal), Cild 3-4, s. 225; Kenzü'l İrfan, Hadis No: 301; İmam-ı Celaleddin Es-Suyuti " Kabir Alemi” s. 74; Darimi, sünen cihad, 16.
6 Şa’bul İman Li’l-Beyhaki, Hadis No: 1373, 1417; Musannefu Abdurrezzak, Hadis No: 10163; Süneni Darukutni, Hadis No: 4320; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 1792.
11 Kenzü'l-İrfan, Hadis No: 225; Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadis No: 407, s. 257; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 5260, 5494.
12 Taberani, Mu’cemu’l-Evsat, Hadis No:7434; Şa’bul İman Li’l-Beyhaki, Hadis No: 2541; İmam-ı Şa'rani «Ölüm-Kıyamet-Ahiret», Hadis No: 835, s. 458.