Tâziye; yakını ölen bir kimseye teselli verilecek sözler söylemek, musibete maruz kalan insanlara sabır ve tahammül tavsiyesinde bulunmak ve onların hüzün ve kederlerini belli bir zaman için de olsa gidermeye çalışmak anlamına gelmektedir.
Tâziyenin sünnet olduğuna delil Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem’in şu Hadis-i Şerif’idir:
مَنْ عَزَّى مُصَابًا فَلَهُ مِثْلُ أَجْرِهِ (ت عن عبد اللّٰه)
″Musîbete maruz kalan kimseye başsağlığında bulunana, musîbete uğramış olanın sevabı kadar, sevap vardır.″218
″Mir’at’ül-Haremeyn″ kitabında taziye-nin musâfaha ile yapılma şekli şöyle nakledilmiştir:
- Hz. Hasan Radiyallâhu anhu, (Yezit tarafından) zehirlenip şehit edildiğinde, Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’in Ravza-i Mutahhara’sının başında bir miktar beklettiler. Kendisi böyle yapılmasını vasiyet etmişti. Hz. Hüseyin Radiyallâhu anhu, cenâze defnedildikten sonra bir kenarda durdu ve Ashâb-ı Kirâm kendisiyle musâfaha yaparak tâziyelerini bildirmişlerdir.
Tâziye, ölünün defnini müteakip üç gün içinde bir defaya mahsus olarak yapılması müstehaptır. Eğer tâziye verilecek kimse arandığında bulunamazsa veya başka bir yerde ise, bu müddet uzatılabilir.
Aşağıdaki Hadis-i Şerife göre tâziyenin üç gün içinde yapılmasının sünnet olduğunu söyleyenler, çoğunluğu teşkil etmektedir.
Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
لَا يَحِلُّ لِامْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ أَنْ تُحِدَّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلَاثٍ إِلَّا عَلَى زَوْجٍ فَإِنَّهَا تُحِدُّ عَلَيْهِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا (خ عن ام حبيبة)
″Allah’a ve ahiret gününe îman eden bir kadının kocasından başka bir ölü için üç günden fazla yas tutması helâl değildir. Lâkin kadın, kocasına karşı dört ay on gün üzüntüsünü belli edebilir.″219
Dipnotlar
- Sünen-i Tirmizî, Cenâiz 67.
- Sahih-i Buhârî Muhtasarı Tecrid-i Sarih, Hadis No: 634.